| "Hane İçre" |
peki 2006 bizden birşey bekler mi?
2006 benden ne bekliyor? Elbet farkındasınız, gazete köşelerini dolduran emekli büyükelçiler ve hipodrom tahmincileri de dahil olmak üzere bütün kalem erbabı, 2006 yılı beklentilerini yazıyor. Onlarla aynı şeyi yapmamı benden herhalde beklemezsiniz. Nasıl en kral 2005 muhabbetini bu köşeye taşıdıysam, şimdi en tuhaf 2006 yazısını da ben yazacağım. Tabii farkımı da ortaya koyacağım; herkesler gibi 2006 yılından ne beklediğimi değil, 2006 yılının benden ne beklediğini anlatacağım. Sakın bunun sizleri neden ilgilendirmesi gerektiğini filan sormayın. Ne yani, bir yazarın lüzumsuz hayat teferruatının toplumsal ilgiye mazhar olması için yazarın ille de gamzeli mi olması lazım? İyi o zaman, yukarıdaki fotoğrafta görünmese de benim de gamzelerim var, bunu ispat edebilirim. Oturup okuyun, sizi ilgilendirmiyorsa unutursunuz gider. İlgilendiriyorsa yine unutursunuz, yine gider. Köşe yazılarının tabiatı budur. Bundan beş sene önce 2 Ocak günü ne yazdığını muhtemelen Çetin Altan bile hatırlamıyordur. Üstelik o çıkarıp tekrar tekrar Türk toplumunun faydasına sunmak için onları bir köşede özenli bir şekilde istif ediyor. Ben o kadar düzenli tertipli bir yazar değilim, bugün okudunuz okudunuz, çok isteseniz bile yirmi otuz yıl sonra sizin için bulup tekrar yayınlayamam. Öncelikle 2006 yılının benim 12 aylık yakın geleceğimle ilgili hislerinin oldukça karmaşık olduğunu zannediyorum. Zannediyorum diyorum, çünkü bir yılın benim hakkımda ne düşündüğünü bilemem, bunu ancak tahmin edebilirim. Bu sebeple bundan sonraki cümlelerin başına ben eklememişsem, sizler mutlaka birer "muhtemelen" ibaresi ekleyiniz. Muhtemelen, yakın geçmişimdeki diğer yıllar gibi 2006 da 12 aylık ömrü boyunca benim artık eskimekte olan hayat rutinimde ne zaman gürültülü bir kırılma yaşayacağımın tedirginliği içinde olacak. Bense bu yaştan sonra öyle esaslı bir kırılma yaşamayacağımı biliyorum. Bir gün aniden saçımın kalan son tellerini sola taramaya ya da işime helikopterle gitmeye karar verecek filan değilim. Aynı metroyu, aynı otobüsü, aynı yolu kullanmaya devam edeceğim. Muhtemelen aynı işi de... Ancak zaman zaman küçük sıra dışı hadiselere sebebiyet verebilirim. Mesela metroda karşımda oturmakta olan adamın pardösüsünün sallanmakta ve dikkatimi dağıtmakta olan düğmesini kalkıp bir çekişte koparabilirim. Ya da küçük bir dirsek darbesiyle yanımda kitap piyasasının son hitlerinden birini okumakta olan genç kızın kitabını düşürebilirim. Sonra okuduğu yeri kaybetmiş bir genç kızın yüz ifadesini hafızama kaydedebilirim. Bunların sadistçe bir gidişatın habercisi olan hareketler olduğunu biliyorum. 2006'da bunu bilsin, benden bu yıl irili ufaklı sadistlikler beklenebilir. Çünkü bu memlekette artık testlere içimi bir parça ferahlatan o güzelim "hiçbiri" şıklarını bile koymuyorlar! Bunun dışında 2006 yılı benden her Türk vatandaşından beklediği şeyleri bekliyordur. Bol politik tartışma, bol manken muhabbeti, bol dizi geyiği, bol komplo teorisi, vs... Harbiden benden bunları bekliyorsa 2006'ya acırım. Çünkü çok bekler. Benim bu yıl bütün amacım sessiz ve derinden seyreden bir istatistik anarşisti olmaktır. Adı üstünde olmayan bir "hiçbiri" şıkkı olarak en ortalık yerlerde dolaşacağım. İster daire şeklinde, ister sütun şeklinde hazırlanmış olsunlar toplumsal manzarayı aksettirme iddiasındaki bütün grafiklerin huzurunu fena halde kaçıracağım. Hele aranızdan birileri bana katılır, istatistik anarşizmi davamı bir parça yaygınlaştırmama yardım ederse, o zaman bütün grafiklerden "görüş belirtmeyenler", "dillerini çıkartanlar", "omuz silkenler" gibi enteresan toplumsal paylar bile kopartabiliriz. O zaman ikibinlerin ilk mor yılı da 2006 olur!
- Cuma, Ocak 6 - yorum {1} - yorum yazevde neler yapabiliriz?
- Çarşamba, Aralık 14 - yorum {0} - yorum yazah minel mide...:)
Büyük ve mükellef bir sofra. Önce iştahla yeniyor her şey. Dondurma reklamındaki kadın gibi, iştahı harekete geçiren efekt eşliğinde tadılıyor soslu kurabiyeler. Sanki reklam filmi çekiliyor. Sanki iştahsız çocuklar için iştah açma seansı düzenlenmiş. Sanki en iştahlı,en çok yiyen kadın olma yarışması var masanın etrafında. Sanki herkes görülmeyen kameralar önünde en iyi yiyici olmanın rolünü kapmaya çalışıyor. Ev sahibi üçüncü defa demliyor çayı.Çay yetişmiyor hanımlara.Yedikçe hararet bastırıyor,hararet bastırdıkça çaya sarılınıyor,çay içtikçe daha çok yeniyor. Ölümüne yenen masada iki kişi rol dışı kalıyor.Biri ev sahibi,hizmet etmek için yiyeceklerin dünyasına kendini sere serpe bırakamıyor,öteki yetmiş yaşlarında bir hanım. Yetmiş yaşlarındaki hanım deyince,gözünüzde ne canlandı? Her ne canlandıysa,hanımefendi o resmin dışında .Benim tarifime mahkumsunuz,gözünüzün önüne getirmek için kelimelerin mihmandarlığına muhtaçsınız. Gümüş renkli saçları var.Ensesinde toplanmış.Boynundaki tülbenti yemek yerken başına örtüyor.Sofradaki hanımların hemen hepsi tesettürlü .Ama içeri girer girmez başlarını açtılar.Gümüş renkli kadının başını sofraya otururken örtmesini yadırgadılar hemen hepsi. Kadın gümüş renkliydi sahiden.Eteği,saçları ve çorapları. Servis tabaklarının dibi görünmeye başlayınca, kadın toplantılarının değişmeyen maddesi geldi ortaya. Yavaş yavaş masadan kalkılmıştı. Tahinli kurabiyelerden dört tane yediği ile övünen kadın, eteğini çekiştire çekiştire gümüş renkli kadının yanına oturdu.Biraz önce gümüşi kadının yarım tahinli kurabiye ve bir peynirli poça yediğine hiç dikkat etmemişti."Genetik mirasınız herhalde inceliğiniz" dedi. Gümüş renkli kadın önce anlamadı. "Bu yaşta bu kadar dik ve ince olmanız "diyorum diye tekrarladı tahinli kurabiyelere meftun kadın. "Sizin yaşınıza gelince insanın iştahı kesiliyordur " herhalde dedi sofra toplayanlardan birisi. Gümüş renkli kadın arkasına yaslandı "Efendim" dedi "patlıcan kızartması sevilir değil mi?Şöyle bostan patlıcanından kalın kalın doğranmış bir patlıcan kızartması.Üzerine bol sarımsaklı,soğanlı,domatesli bir sos ne güzel yaraşır.Memleketimizdeki fırınlar güzel ekmek pişiriyor elhamdülillah.Sosa batırılmış ekmeğin patlıcanlara eşlik edişi ne hoştur değil mi efendim." Biraz önce çok doyduğunu söyleyen hanımların yeniden iştahı kabardı. Hepsi dikkat kesildi. Bu yetmiş yaşındaki genç ve dinç kadın, belli ki soslu patlıcan kızartması yapmanın ve yemenin püf noktasını biliyordu.Bunca yıl hem yemiş hem kilo olmamıştı. Herkes nefesini tuttu.Ayaktakiler oturdu.Oturanlar daha bir dinleme konumuna ayarladı bedenini. Yetmiş yaşındaki gümüş kadın kıssadan hisse olarak cümlesini koyuverdi ortaya: "İşte efendim ben otuz yaşımdan beri hiç patlıcan kızartması yemedim." "Ona bakarsanız" dedi tahinli kurabiye meftunu hanım,"ben de patlıcan kızartması yemem.Hatta kızartmayı hiç sevmem." Kısa bir sessizlik oldu. Rahmetli pederim" dedi gümüş renkli kadın gümüş renkli bir Türkçe ile, "sanki yedim" deyip sofraya gelen nimeti küstürmemek için sadece tadına bakardı.Biz de öyle alıştık efendim." Bol soslu patlıcan kızartması ile ince ve dinamik kalmanın yöntemlerini beklerken, gümüş renkli kadının "doymadan sofradan kalkmak" ilkesini hatırlatması hepsinin canını sıktı. Doymadan kalmak değil,ölümüne doyup ince kalmak istiyordu hepsi.Daha daha yemek ,dünyadaki bütün nimetleri tatmak,öyle çok tatmak ki ,kimseye bir şey bırakmamak. ABD'nin yayılmacı politikasını bu kadar kolay nasıl kabul ediverdik sanıyordunuz…! Küresel dünyanın düzenini anlamak için yiyip içtiklerimize de bakmamız gerekiyor.Sindirme kapasitemize…İştah salgılayan bedenimize. Böyle! Çok yemek ile adaletsizliğe ortak olmak arasındaki dengeye tanık olmak isterseniz size Leyla İpekçi'nin "Başkası Olduğun Yer" adlı romanını tavsiye ediyorum.Az yemek ile başkası olmak/olabilmek arasında, sufilerin kurmuş olduğu bağlantıyı, çağdaş bir roman aracılığı ile dile getiriş olarak da okumak mümkün İpekçi'nin satırlarını. - Salı, Aralık 13 - yorum {2} - yorum yazHac MevsimiBu bizim beşinci mevsimimiz Yolcu etmeyi ve yolculanmayı sevmem; bunun tek istisnâsı hacca giden ve oradan dönen hacı kafileleridir. Bugünlerde yurdun dört bucağında otobüs terminallerinde yüz binlerce insan, binlerce hacı adayını uğurluyor. Yaşamayan bilmez; dünyada hiçbir yolculuk, gideni ve uğurlayanı bakımından bu kadar gönül açıcı, bu kadar ferahlık verici, bu kadar neş’e dolu olamaz; sevincin gözyaşlarına dönüşmesi hiçbir zaman ve zeminde bu kadar tabii görünmemiştir. Ömürlerinde hiç hacı uğurlamayanlar, ağlamanın bu tatlı ama yine de yakıcı boyutunu bilemezler. Şu gidenler; şu tek tip libaslara bürünmüş sıradan insanlar, şu görünüşte alelâde ama şanslı ve bahtiyar insanlar, ki ömürlerinin bu deminde bir kere daha çocukların yaşadığına benzer türden bir saadeti yaşamak noktasında kâffesi birden şen çocuklardır. -Allah sırrını takdis etsin- Hazreti İsâ, “Çocuklar gibi olmalısınız” derken, eminim ki, şu meserretten kalbi yufkalaşmış hacı adaylarının içinde yüzdüğü yeniden doğuş neş’esini kastetmekteydi. Derin Anadolu’nun takviminde bir de bu mevsim vardır işte; hac mevsimi! Aylar süren “aday adaylığı” dönemi yaşanıyor; mâlum, isteyen hacca gidemiyor, adaylık kur’aya tâbi. İlk çekilişle heyecan yatışmış olmuyor; ceste ceste ek kontenjan ilân edildiğinde aday adaylarının yüreği yeniden ağızlarına geliyor. Neticede burada kalanlar, “nasip değilmiş, seneye inşallah” diye ağlayıp avunuyor, gitmelerine ruhsat çıkanların ise yüreği pır pır; ziyaretler, “hayırlı olsun”lar... Vakit yaklaştıkça “güle güle gidin; Kâbe-i Muazzama’da bizi de ismen anarak dua edin, Resul-i Ekrem’e selâmımızı tebliğ edin” temennîleriyle uğurlama ziyaretleri faslı başlıyor. Buralarda âdettir; “yoklatma” tâbir edilir. Yolcular yoklatılıyor; küçük bir hediye, üç-beş kuruş... Maksat yolculuğu ve yolcuları azizlemek, gönül almak; gayri imkânınız neye kifâyet ediyorsa... Müftülükler beşer günlük seminerler tertip ediyor bu arada; şehrin büyükçe camilerinden birinde hacı adaylarına ön bilgiler veriliyor. Yaşlısı genci yüzlerce insan, yine çocuklar gibi dudakları kıpır kıpır derslerini ezberlemeye çalışıyorlar. Bu esnada etraflarındaki herkes, hacı adaylarına daha rakik, daha muhabbetli, daha nazik davranıyor; uzaktaki hısımlar, yakınlar bir şekilde “güle güle” demenin çaresini buluyorlar; evlâd ü âyâl son günlere yakın bir araya geliyor. Evde bir bayram havası... Ve nihayet sabır kandilinin yağı tükeniyor ve bütün şehir ahalisinin haberdar olduğu bir gün ve saatte uğurlama törenleri tertipleniyor. Üzerlerinde “falanca firmanın feşmekanca grubu” yazısı yapıştırılmış gemi gibi otobüsler perona gelinlik kızlar gibi çalımla diziliyorlar. Vakıa o koca yol otobüsle tüketilmeyecektir; otobüs yolculuğu en yakın havaalanına kadardır ama orada vedâlaşılıyor. Bir tarafta bayraklar dalgalanıyor, güzel sesli müezzinler ezanlar okuyor; dualar, tekbirler, tehliller... Otobüs şoförlerinin, muavinlerin bile gözleri nemleniyor; “ah biz de şu şanslı insanların arasında olsaydık; her şeyi ardımızda bırakıp o güzel ve mübarek topraklara gitseydik; nerede akşam orada sabah edip vaktimizi duayla, namazla, tesbihle geçirseydik; dönüşte yeni bir insan olmanın sevincini yaşasaydık” diye geçiyor içlerinden belli... Bir mânâda ölmeye gidermiş gibi gidiyorlar; mâruf tâbirdir, “gidip gelmemek, gelip görmemek var” ama bu ölmek, başka ölmek; başka bir insan olmak için sûretâ ölmek; mânen dirilmek için ölmek. Kalanlarda, “seneye kırıp-sarıp biz de yazılalım inşallah” kararlılığı, gidenlerde ömürlerinin en tasasız, en mes’ut, en güzel yolculuğunun ilk adımlarını yaşamanın heyecanı. Bu bizim beşinci mevsimimiz; hac mevsimi. Yolunuz açık olsun güzel adamlar; dualarda bizi unutmazsınız değil mi? - Cuma, Aralık 9 - yorum {0} - yorum yaz
|
Tanım Evin içinden bir çok şey... Ana Sayfa Hakkımda Kısa Bilgi Dolapta ne var ne yok mutfak dekor değiştirip degerlendirelim dantel örgü incik boncuk bir fikir iktibas dinliyoruz hayat takvim yaprağı kategorisiz arsiv
Mutfaktakiler Bizim Pastane Devletsah Ekmek Kokusu Emeklilik Hobileri Mutfakta Zen Obur Kedi Pastaci Portakal Agaci Sofram Yemek Zevki Ziyaret Ettiğim Siteler Altı Üstü Tasarım Altın Kafes Gönül Dünyamız Keşkül Dergisi Mavi Çadır Mutriban Son Yorumlar
ellerim küçük daha ellerim küçük daha dantel mrb kfvkgf masa örtüsü yufka yı 2 ye bölmemişsiniz resimde yemek ellerim küçük daha
En Son NeleR Yazmışız? - Geçen gün ömürdendir.. - İyi bayramlar... - seyyah oldum dolaştım şu alemi... - Bayram - ye#15 Türk ve Dünya Mutfağından Bayram Tatlıları: 61-69 - ye#15 Türk ve Dünya Mutfağından Bayram Tatlıları: 51- 60 - ye#15 Türk ve Dünya Mutfağından Bayram Tatlıları: 41-50 - ye#15 Türk ve Dünya Mutfağından Bayram Tatlıları: 31-40 - ye#15 Türk ve Dünya Mutfağından Bayram Tatlıları: 21-30 - ye#15 Türk ve Dünya Mutfağından Bayram Tatlıları: 11-20
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||